8 Ocak 2014 Çarşamba

Karadeniz fıkraları

Geçtiğimiz haftasonu İstanbul'daydım ve tabii ki birkaç tane Karadeniz fıkrası öğrendim. Tabii ki bu fıkraları anlatmaya kalksam 'Halamlar bir gün evdeyken' ya da 'Annem bir gün köyde' diye başlamam gerekecek. Akraba ile ilgili haberleri gülmeden almak mümkün değil. 'Ay geçen cenazede bir güldük bir güldük, keşke sen de orada olsaydın'. Aile Addams Family'nin Temel şubesi sanki. Sonunda dayanamadım ve 'Ben bunları internette yazarım' dedim. Annem de 'yaz ama isimlerimizi verme' dedi ve şu fıkrayı anlattı:

    Bizim köyde ... abla vardı. Bir gün bizim evin orada kenarda üzerini değiştirirken onu çıplak gören biri takılmış ona.
+ ... abla, seni üzerini değiştirirken gördüm.
- Gör.
+ Ama çıplaktın.
- Olsun.
+ Fotoğrafını da çektim ama.
- Çek.
+ İnternete koyacağım fotoğrafını.
- Aman başıni koma. Taniyan felan olur.

Merak etme anne, isimlerinizi vermedim işte.





1 Ocak 2014 Çarşamba

Yeni masam

Noel hediyem olan alet masasını kurmayı sonunda başardım. Aslında 'başardım' gerçeği pek yansıtmıyor. Parçaları masayı andıracak şekilde birleştirebildim demek daha doğru olur. 

Birleştirme kısmı tam bir maceraydı. Bu konudaki yeteneksizliğimi defalarca kanıtlama şansını buldum. Bacakları ve çekmece katını taktıktak sonra her parçayı ters takmış olduğumu fark ettim. Bütün parçaları söktüm ve sağdakileri soldakilerle, öndekileri de arkadakilerle değiştirdim ve o kısmı böylece hallettim. Çekmece kısmı ise her zamanki gibi bisiklete binmeye benzemiyordu. Çekmece takmayı her defasında yeni baştan öğrenmem gerekiyor. Bunu da deneme yanılma yöntemiyle ve tabii ki çekmece katını iki kere söküp takarak bitirdim.  Aletlerin asıldığı kısmı ise aslında hala bitiremedim. Sorun deliklerin mesafelerinin doğru olmamasıydı. Bu hatayı düzeltmeden öyle bıraktım. Masanın en üst kısmında ise montaj kılavuzunda eşit olduğu iddia edilen boyutların eşit olmaması nedeniyle çıkan sorunları da tahtayı keserek hallettim.

Sonuçta hükümet gibi dimdik duramasa da hala ayakta olan bir masam var. Yerleştirmeye yeni başlamıştım ki bu işin de planladığım şekilde gitmeyeceğini anladım. Nedeni de aşağıdaki fotoğrafta görünüyor.

Yoshi baş köşeyi kendine almış

30 Aralık 2013 Pazartesi

Ümit ve insan vücudu üzerine bir monolog

Ümit'in Noel hediyelerinden biri de plastik bir insan vücudu. İskeletinden içorganlarına kadar parçaları tek tek takıp kapatılıyor. Bunun yanında henüz tam birleştiremediğimiz bir adet steteskop ve DNA yapmak için de bir torba aminoasit var. Böbrekleri takamadığım belli olmasın diye vücudu kapatıp da çektiğim fotoğrafı aşağıda görebilirsiniz.

Plastik vücut maketi

Bahçe ile ilgili yazımı yazıyordum ki Ümit televizyon seyretmekten sıkılmış bir vaziyette elinde yukarıdaki vücut parçalarıyla yanıma geldi. Parçaları birleştirirken aramızda aşağıdaki monolog geçti:

Ümit: Bu vücutta iki organ hariç hepsi var. Beyin ve dalak. Ama soru değil, yaşamak için bunlara ihtiyaç yok. Bunların yerine mesane koymuşlar ama, çişim geldi birden.

Bu sırada Ümit kitapçıkta hücre yapısıyla ilgili kısmı okumuştur.

Ümit: Ne? Hücrede sitoplazma mı var? İçimizde plazma mı var? Aman yanıyorum, çok sıcak. Başka neler varmış? Hücre zarı, hücre çekirdeği, ribozom, lizozom, endoplazmik retikulum. Ay dayanamıyorum artık. Neden bu kadar saçma isimleri var bunların? Neden köpek, kalem gibi isimler vermemişler? Golgi aygıtı. İçimizde aygıt da mı var?

Ben daha son otuz saniyede neler dendiğini hatırlamaya çalışırken Ümit çoktan odadan çıkıp başka monologlara yelken açmıştı bile.

24 Aralık 2013 Salı

Serkan ve kırmızı kart

Serkan geçenlerde bir gün sınıf öğretmeninden kırmızı kart görmüş. Bu gerçekten de kırmızı bir kart ve öğrenci ceza olarak bu kartın arkasında yazan yazıyı defterine yazmak zorunda. Bart Simpson'ın her bölüm başı tahtaya yazdıkları gibi ama daha uzun. Neden kırmızı kart gördüğünü sorduğumda Kaan ile kavga etmiş olduğunu öğrendim. Sonra aramızda şöyle bir konuşma geçti:

Ben: Neden Kaan'la kavga ettin?
Serkan: Önce kendimle ilgili genel bir örnek vereyim sonra o anda ne olduğunu anlatırım. Tamam mı?
Ben: Anlaştık.
Serkan: Mesela okulda yakan top oynarken kendimi küçük çocukların önüne atıyorum ki top onlara gelmesin. Ben böyleyim işte, zayıfları koruyorum.
Ben: Güzel.
Serkan: Kaan Angelique'e vurunca da tutamadım kendimi.

Eğer Serkan'ı biraz tanıyorsam Angelique kısmı dışındakiler palavra olabilir.

17 Ekim 2013 Perşembe

Ümit ve bir bilmece

Dün gece havaalanında uçak beklerken Ümit bana okulundaki bilmece grubunda öğrendiği bazı bilmeceleri sormaya başladı. Cevaplarını bildikten sonra ona yeni bir tane sorup test edeyim dedim ve şu klasik soruyu sordum:

Bir nehir kıyısındasın ve yanında bir kurt, bir koyun ve bir miktar da ot var. Yalnız kaldıkları zaman kurt koyunu, koyun da otu yiyor. Kıyıda bir adet de sandal var. Amaç üçünü de birbirlerini yemeden karşıya geçirmek. 

İlk önce soruyu yanlış sordum ve dedim ki sandala senden başka iki şey daha alabilirsin. Bunu hemen çözdü. Sonra sandala sadece bir şey alabilirsin dedim ve doğru cevap yine gecikmedi. Ümit'e nasıl çözdüğünü sorduğumda aşağıdaki sahneyi anlatmaya başladı. 

22 Eylül 2013 Pazar

Ümit ve Serkan (İnanılırlık)

Ümit: Dünyanın bir yerinde yaşayan bir salyangoz türü varmış, dokunduğun zaman zehirliyormuş. Hatta öldürebiliyormuş da.
Serkan: Hah, ben o salyangoza onbin kez dokundum.
Ümit: Ama Pascal bir kitapta okumuş ve bu durumda ölebilirdin.
Serkan: Öyle okuduğun her şeye inanmayacaksın.

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Ümit ve Serkan - Vejetaryenlik

Bu haftasonu Ümit ve Serkan arasında geçen kulak misafiri olduğum bir konuşma:

Serkan: Ümit, artık hayvan yemeyelim.
Ümit: İyi fikir, hayvanlar çok sevimliler.
Serkan: Yoshi, balıklar filan bizim arkadaşlarımız. Onları yiyemeyiz.

(Bir dakika sonra)
Serkan: Kertenkele yemek isterim ama.
Ümit: Çok iyi fikir, belki kertenkele adam olurum öyle.

Açılın, iki adet çakma vejetaryen geliyor.